APSUVA-KOŞARA HAKKINDA TÜM BİLGİ
Cumartesi, 06 Şubat 2010 20:35    | YENER ASUGBA tarafından yazıldı.   

 

APSUVA-KOŞARA TEKNİK BİLGİLERİ
APSUVA-KOŞARA'NIN KURULABILMESI ICIN OYUNCU KADROSUNUN YANINDA , ZAMANI,YERİ VE İYİ BİR İZLEYİCİ KİTLESİNİN ÖNÜNDE OYNANMASI OYUNUN AHENGİNİ VE ŞEVKİNİ ARTIRIR.
APSUVA-KOŞARA'DA RİTİM ALETLERİNİN ÖZELLİKLERİ OYUNU KALİTE YÖNÜNDEN COK ETİKİLER. MIZIKA SOPALAR , TAHTA VE TAHTANIN KONULDUGU SANDELYELER ÖZENLE SECİLMELİDİR.
MIZIKA: TERCİHEN TEK SIRALI HOHNER VEYA ÇİFT SIRALI HOHNER ALMAN MALI
SOPALAR: YUVARLAK PULANYALANMIS  40-45 CM  UZUNLUĞUNDA  150 gr CİVARI
EN VERİMLİ TUTMA ŞEKLİ SOPAYI TUTTUGUMUZDA ALT TARAFINDAN 5 CM KADAR AVUCUMUZUN DISINDA KALMASI EN İYİ SES VE RİTİMİ YAKALAMAK AÇISINDAN ÖNEMLİDİR.
TAHTA: İKİ TAHTAYLA OYNANACAKSA EN UYGUN KURULUM (L) ŞEKLİNDE OLMALI FAKAT KURULACAK ALANIN DARLIĞI SÖZ KONUSU İSE UZUNLAMASINA TEK SIRA ŞEKLİNDE, TAHTANIN HER İKİ TARAFINA KARŞILIKLI OTURULA BİLİR BİÇİMDE DE OLABİLİR. TEK TAHTA KULLANILACAKSA  KALINLIGI EN AZ  2,5 cm  VE ÜSTÜ, UZUNLUĞUNUN  4 İLA 5  METRE OLMASI, TOK SES CIKARMASI İCİN  1,5-2  cm KALINLIĞINDA  İKİ TAHTA ÜST ÜSTTE ÇAKILMASI EN UYGUN OLANIDIR.
OTURMA DÜZENİ
APSUVA-KOŞARA OYNAYACAK GURUP OYUN ALANINA DAVET EDİLİR. OYUN MİSAFİRSİZ OYNANIYORSA GURUBUN BÜYÜGÜ SAĞ BAŞTA OTURMAK KAYDIYLA SOLUNA DOĞRU BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE DOĞRU SIRALANILIR. ANCAK GENÇLERE OYUNUN UYGULAMALI EĞİTİMİNİ GÖSTERMEK (SOLO, VOKAL, TAHTA RİTMİ, ARA SESLER, CESARET, OYURMA ADABI GİBİ) İSTENİRSE GENÇLER ARALARA SERPİŞTİRİLEBİLİR.
MİSAFİR GURUPLA OYNANACAK İSE MİSAFİR GURUBUN AYHABISININ YANINA (OYUN BİLSİN  YADA BİLMESİN) EV SAHIBI KONUMUNDA BIR BÜYÜGÜN VEYA YAŞITININ OTURTULMASI GEREKİR. ARALARA DA VARSA GENÇLER OTURABILIR
BİR YANLIŞ KANI VAR. BABA İLE OGUL , ABİ İLE KARDES AYNI TAHTAYA OTURAMAZ DIYE. BOYLE BRISEY SOZ KONUSU DEGILDİR. TAHTAYA OTURAN BÜYÜK OYNAMAK ICIN OTURUR KÜÇÜK İSE  HİZMET İÇİN OTURUR. OYNAMASA DA OLUR ANCAK OYNAMASINDA DA BIR SAKINCA YOKTUR
OYUNA BAŞLAMA VE BİTİRME
OTURMA DÜZENİ ALINDIKDAN SONRA ARKOŞOYÜ  AYHABININ YANINA GİDEREK'' BİZ HAZIRLIGIMIZI YAPTIK OYUNCU KIZLARIMIZ HAZIR. MIZAKAMIZ HAZIR. MÜSAADE EDERSENIZ SOPALARI DAGITABİLİRMİYİZ'' DER. EYHABI GEREKLİ İSTİŞARELERİ YAPTIKDAN SONRA MÜSAADE VERİR. ARKOŞÖYÜ(OYUNU OYNATAN VE İDARE EDEN KİŞİ) YANINA BİR GENÇ KIZ ALARAK SOPALARI DAGITIR. DÜGÜNLERDE İSE BU İŞİ TASAYÜZA(GELİNİN KIS ARKADAŞI) YAPAR .ARKOŞAYÜ MIZIKAYI OYUNCU KIZLARI KONTROL ETTİKDEN SONRA OYUNA BAŞLAMAK İCİN EYHABIDAN MÜSADE ISTER. MIZIKA VE TAHTANIN BAŞLAMASIYLA BERABER OYUN RİTMİNDE ORTADA KÜÇÜK BİR TUR ATTIKTAN SONRA EYHABININ ÖNÜNE GELIR VE ONU OYUNA KALDIRMAK İÇİN DAVET EDER. EYHABININ MÜSADESİ İLE İLK OYUNU ARKOŞAYÜ OYNAR. DAHA SONRA EYHABIDAN BAŞLAYARAK BUTUN OYUNCULARI TEK TEK OYUNA KALDIRIR. OYUNCULARI TEKER TEKER OYUNA KALDIRIRKEN  OYUNCULARA EŞLİK EDECEK KIZLARIDA AYARLAR. OYUNCU KALTIĞINDA OYUNCU KIZINDA HAZIR OLMASINI SAGLAR. BU KOORDİNEYİ OYUN SONUNA KADAR YAPAR. TAHTAYA VURANLAR YANİ HİZMET EDENLER BİTTİKDEN SONRA SEYREDENLERİN İÇİNDE YAŞCA BÜYÜK KİMSE VARSA BİR YADA İKİ KİSİYİ OYUNA KALDIRILMAK BÜYÜKLERE NEZAKET AÇISINDAN ŞIK BİR DAVRANIŞ OLUR. TAHTAYA OTURAN HERKES OYNADIKDAN SONRA ARKOŞAYÜ DÖNÜP EYHABININ ÖNÜNE GELEREK SIRAMIZ SONLANMISTIR OYNAMAYAN KALMAMIŞTIR. BUNDAN SONRA SIZ NEDERSENIZ O OLUR DIYE KARŞISINDA DİKİLİR. EYHABI GEREKLİ İSTİŞARELERDEN SONRA OYUNA BİR TUR DAHA DEVAM EDİLMESİNİ İSTEYEBİLİR YADA  YETERLİ GÖRÜP ARKOŞAYÜ'YÜ SON KEZ OYNATARAK OYUNU SONLANDIRIR. SOPALAR TOPLANMADAN ONCE OYNAYANLARA , ÇALANLARA, SEYREDENLERE , OYUNCU BAYANLARA, HİZMET EDENLERE TESEKKUR BABINDA KISADA OLSA BİR KONUŞMA YAPMASI COK ŞIK OLUR.(BU TÜR ORTAMLARDA BU TARZ KONUŞMALAR YAPMAK KİŞİNİN ÖZGÜVENİNİ VE HİTABET SANATINIDA GELİŞTİRMESİ AÇISINDANDA İYİ BİR FIRSATTIR)  KONUŞMADAN SONRA ARKOŞAYÜ VE BAYAN ( TASAYÜZA) BEREBERCE SOPALARI TOPLARLAR ,TAHTA KALDIRILIR VE EYHABI HERKESE MÜSAADE ETTİKDEN SONRA KALKILABİLİR.
UYULMASI GEREKEN HASSAS KONULAR
APSUVA-KOŞARA BÜYÜĞÜNDEN KÜÇÜĞÜNE, OYNAYANINDAN OYNAMAYANINA KADAR ALEYFÖA-KEBZE'YE BAĞLI KALINMASI GEREKEN  BİR ORTAMDIR
ERKEKLER AYAKDA DURAMAYACAK KADAR SARHOŞ TAHTAYA OTURMAMALI
OYUN ESNASINDA TAHTAYA VURMA DISIPLININE UYMALI,SOLO YAPARAK  BAGIRAN KİŞİYE KULAK VERMELİ VE KOROYA KATILMALI, SÜREKLİ OLARAK OYUNA KONSANTRE OLUNMALI
MIZIKA SESİNİN İYİ DUYULABİLMESİ  İCİN TAHTA DİSİPLİNİ COK ONEMLİDİR
BAYANLAR  MUTLAKA ETEK GİYEREK OYNAMALI
OYUNLARDA GENELDE ERKEKLER YAŞ OLARAK BAYANLARDAN BÜYÜK OLDUĞUNDAN ERKEK PARMAK FİGÜRÜ YAPMADAN BAYANLARIN YAPMAMASI DAHA UYGUNDUR.ANCAK OYNAYANLAR YAŞIT VEYA ÇOK SAMİMİ İSE REKABET ŞEKLİNDE GEÇEBİLİR.
İYİ OYNAYAN OYUNCU OYUN EŞİNİ  KOLLAMALI VE ZOR DURUMDA BIRAKMAMALI
OYUNCULAR OYUNUN SÜRESİNİ GEREKSİZ YERE KISALTMAMALI VEYA ÇOK UZATMAMALIDIR. OYUNUN ORTALAMA 3-5 DAKİKA CİVARI OLMASI PERFORMANS YADA RİTİM DÜŞÜKLÜĞÜNE SEBEP OLMAZ..
GEÇERLİ BİR MAZERET YOKSA OYUN SIRASI GELİNCE OYNAYIP DAHA SONRA TAHTADAN KALKMAMALI. OYUNUN SONUNA KADAR TAHTADA OTURMALI. OYUN BAŞLADIKTAN SONRA OYUN ALANINA GELİNMİŞ VEYA SEYİRCİ DURUMUNDA İSE VE OYNANMASI ISRAR EDİLİRSE BİR KİŞİYİ OYNATTIKDAN SONRA OYNAMALI VEYA OYNADIKDAN SONRA BİR KİŞİYİ OYNATMALI. YANİ HİZMETİ GEÇMELİ Kİ ONA DA HİZMET EDİLMİŞ OLSUN. MAZERETİ VARSA EYHABIDAN MÜSAADE ALIP KALKMASI UYGUN OLUR.
OYUN ESNASINDA SEYİRCİYE DOĞRU OYNANIRKEN TAHTAYA YAKIN MESAFEDE TAHTAYA SIRT DÖNÜLMEMELİ. OYUNUN ANA MERKEZI TAHTA ÖNÜDÜR
OYUN ESNASINDA AYAKKABI CIKARTANLARA CORAP VERİLMESİ GEREKIR. TERCİHEN İKİ OYUNCUNUNDA AYAKKABI CIKARMASI DAHA HOŞ OLUR. ERKEĞIN ÇIKARDIGI ZAMAN BAYANLARDA CIKARIR. NADİREN ERKEĞIN AYAKKABI CIKARTMAYIP BAYANLARIN AYAKKABISIZ OYNADIĞIDA OLUYOR. BU ÖZELLİKLE BÜYÜKLERLE OYNANIRKEN GEÇERLİ OLMAKTADIR.
VERİLEN ÇORAPLARIN  OYUNUN SONUNDA DEĞİSTİRİLMESİ DAHA UYGUN BİR DAVRANIŞ OLUR
OYUNCULARI VE EŞLERİNİ SEÇERKEN HASSAS DAVRANILMALI. DENK OLANLARIN BİRBİRLERİYLE OYNATILMASI İZLEYENLERE DAHA GÜZEL BİR GÖRÜNTÜ SAĞLAR. OYUNUN YARISINDA BAYANIN DEĞİSTİRİLMESİ ÇOK YANLIŞ BİR DAVRANIŞTIR
AHAKUYTRA KATKILARINDAN ÖTÜRÜ ŞAMİL YAŞBA'YA TEŞEKKÜR EDER. HAZŞAZ HAKOŞARA YUIVMIRDZIN.

 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 14 Ağustos 2010 00:27 )
 
II.DÜZCE AYAKLANMASI VE AHMET ANZAVUR
Cuma, 04 Haziran 2010 01:30   

Birinci Düzce ayaklanmasını bastıran kuvvetlerin bir kısmı Yozgat ayaklanmasını bastırmak için, düzenli ordu birlikleri de 22 Haziran'da başlayan Yunan saldırısını durdurmak için cepheye gitmek üzere Düzce'den ayrıldılar. İngiliz ve Yunanlıların Adapazarı yöresinde birlikte hareketleri, İstanbul Hükümeti'nin yeni kışkırtmaları ve ulusal kuvvetlerin uzaklaşmış olması üzerine 300 kişilik isyancı kuvvetler Düzce'yi işgal ettiler. Düzce kaymakamı Abidin bey ve onun gibi düşünenlerin ulu orta’’Bütün Abaza ve Çerkesler’i yok ederek köklerini kazıyacağız. Kızlarını ve karılarını da kendimize cariye yapacağız’’Açıklamaları halkı fena halde kışkırtmıştır. Nüfren ve Efteni çevresinde bazı olaylar çıkardılar ve Abazalar 8 Ağustos 1920’de Düzce’ye girerek kaymakam vekilini, jandarma komutanını, Düzce bölük komutanını, subay ve erleri tutukladılar. Düzce’ye hakim oldular. Kadı Kemalettin’i kaymakam vekili yaptılar.

“Ahali ve Padişah nerede ise biz de oradayız”.

“İstanbul’un ve padişahın emirlerini dinlemeyen Ankara’yı dinlemeyiz.”

‘’Padişahımızın fermanı olmadan silah altına asker alınamaz.”

“İslâm’ın İslâm’a karşı kavgaya sürüklenmesine razı olamayız.”

“Biz padişahı isteriz.”

İsyanın bastırılması için Düzce’ye kuvvet gönderildi. İsyanın Bolu’ya sıçramaması için de önlem alındı. Diğer taraftan Ali Fuat Paşa Abaza ileri gelenlerine aracılar göndererek ayaklanmadan vazgeçmelerini ve kan dökülmemesini istedi. Görüşmelerden olumlu sonuç alındı ve Abaza reisleri hükümetin emirlerine itaat edeceklerini bildirdiler. 40 kişilik Abaza gurubu tarafından imzalanan anlaşma metni 2 Eylül 1920’de Ankara’ya gönderildi. Ayaklanma daha fazla kan dökülmeden 23 Eylül 1920’de sona erdi.

Birinci Anzavur Ayaklanması (1 Ekim-25 Kasım 1919)

Konya'nın Bozkır kazasında çıkan ayaklanmalarla hemen aynı tarihlere rastlayan bir sırada Marmara'nın güneyinde Ahmet Anzavur'un Ayaklanması da Ulusal Mücadele'ye karşı çıkan çok önemli bir ayaklanma idi. Aslen Bigalı olup, Emekli Jandarma Binbaşısı Anzavur, Sarayla bağları dolayısıyla Saltanat ve Hilafeti korumak istiyordu.

Padişah ve Osmanlı Hükümeti'nin adamı olan Anzavur, ulusal silahlı direnişin "Kuva-i Milliye"nin önemli bir yöresi olan Ayvalık'ta Yunanlılara karşı savaş başlatılması üzerine, bu bölgede Padişah'ın emri üzerine ayaklandı. Biga-Gönen-Manyas ve bu yöredeki Çerkezler üzerindeki nüfuzu da göz önüne alınmıştı ve bu nüfuzu kullanması için buraya gönderildi. 25 Ekim'de Gönen-Manyas arasında dolaşarak ulusal kuvvetler aleyhinde propaganda yapan Anzavur yöredeki eşkıya güçleri üzerinde de etkili olarak kendi güçlerine dahil etti ve 2 Kasım'da Susurluk'a geldi. Burada bulunan askeri birlik kendisine karşı koymadı. Halkı kendisiyle birleşmeye çağırıp, "Ulusal hareket için toplanan paraların hesabını görmek için Balıkesir'e gideceğini ve isteyenlerin kendisine katılabileceğini" söyledi. Buradaki subayların çekingenliği dolayısıyla 40 kadar er kendisine katıldı.

Anzavur’un yarattığı tehlike üzerine, Bursa'dan Yarbay Rahmi Bey komutasında 170 kişilik bir birlik üzerine gönderildi. Karacabey civarında çatışmaya giren bu kuvvetler burada duruma hakim oldu. Diğer yandan Anzavur'un üzerine başka küçük kuvvetler de gönderildi. Fakat yöredeki silahlı direniş üzerine bazı birlikler esir düştü. 12 Kasım'da 300 kişi ile Susurluk'a tekrar geldi ve kışlayı basarak, silahları ve topları ele geçirdi. Bunun üzerine Albay Kazım Bey ve Rahmi Bey kuvvetleri Anzavur'u sıkıştırdılar ve Anzavur, Susurluk'ta elde ettiği topları bırakarak kaçtı. Bu bölgeyi temizlemek üzere Çerkez Ethem görevlendirildi. Çerkez Ethem'e Gönen'den tehdit telgrafları gönderen Anzavur, Ethem'in 23 Kasım'da Gönen'e girmesi üzerine çarpışmadan çekildi. Bu harekatı sırasında ulusal kuvvetler arasında işbirliği ve program olmaması Anzavur'un kurtulmasını kolaylaştırdı. Adamları dağılan Anzavur Ethem ve Rahmi Bey'in kuvvetlerine peş peşe yenilerek kaçtı.

İkinci Anzavur Ayaklanması (16 Şubat-16 Nisan 1920)

Hamdi Bey, 27-28 Ocak gecesi Fransız askerleri tarafından korunan Gelibolu Yarımadası'nın Akbaş cephaneliğini basmış ve buradaki cephaneliği Biga'nın Yenice mevkiine taşımıştı. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey burada ulusal örgütlenmeyi genişletmek için çalışmaya başladı. Bu sırada Biga yöresinde Kara Ahmet adında biri hükümet içinde hükümet gibi davranıyor, halktan zorla para topluyordu. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey, Kara Ahmet'i tutuklayıp 10 adamıyla Biga Cezaevi'ne hapsetti.

Akbaş'dan getirdiği cephane ile ulusal birlikler kurmak isteyen Hamdi Bey, Askerlik Şube Başkanı'nın da yardımı ile 500 gönüllü genç topladı. Emrine 190. Alay'ın 2. Taburu da verildi. Başka birlikler de emrine gönderildi.

Pomaklardan Gavur İmam ve Çerkezlerden Şah İsmail adındaki iki kişi çevrelerine topladıkları 200 silahlı ve 1.000 kadar baltalı ve bıçaklı adamla 16 Şubat 1920 günü Biga'ya saldırdılar. Kışlada bulunan, eğitimsiz ve aslen Pomak olan erler dağılınca asiler ilçeyi kolayca ele geçirdiler. Hamdi Bey'in arkadaşı Kani Bey Biga Cezaevi'ne giderek, hapiste bulunan Kara Ahmet ve adamlarını öldürdü. Biga'nın işgalini duyan Ahmet Anzavur 17 Şubat'ta ilçeye gelip, ayaklanmanın yönetimini eline aldı. Asiler intikam almak için Kani Bey'i saklandığı yerde sardılar ve Kani Bey cephanesi bitene kadar savundu. Cephanesi bitince öldürüldü ve ölüsü balkondan sokağa atıldı. Olaylarla ilgisi olmayan Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey'i ve üç eri de öldürdüler. Üsteğmen Rıza Bey'i de vücudunu hedef gibi kullanıp bıçak atarak öldürdüler.

Bu durum karşısında Yenice Cephaneliği'ni korumak ve buradaki birliklere haber vermek üzere oraya gitmek üzere yola çıkan Hamdi Bey, Eminoba Köyü'nde köylüler tarafından tanındı ve öldürüldü. Diğer ölülerle beraber hepsini Belediye bahçesine attılar. İstanbul bu ayaklanmayı, her fırsatı kullanarak destekliyordu. İstanbul'dan kendisine bağlı subay ve para yollayıp, İngilizlerin yardımı ile ayaklanma genişletilmeye çalışıldı.

Bu tehlikeli durum üzerine ulusal kuvvetlerden çeşitli birlikler, noksan kadro ve silahlarıyla görevlendirildiler. Yarbay Rahmi Bey Karacabey'e geldi. Yarbay Süleyman Sabri bir beyanname yayınlayarak, Yunan işgalini ve Anzavur'un ihanetini belirterek hainlerin cezalandırılacağını bildirdi. Ulusal kuvvetlerin yığınağı tamamlanınca 2 Mart'ta Gönen'de toplandılar. 72 subay, 1252 er, 3 top, 16 mtf., 538 hayvandan oluşan bu kuvvet Anzavur'la çarpışmaya başladı. Takip Kuvvetleri Komutanlığı 3-4 Mart gecesi asilerle çarpışmasını yoğunlaştırdı. Çarpışmalar 8-12 Mart arasında daha da yoğunlaştı. Bigalılar da ulusal kuvvetlere ateş açınca bastırma harekatı zorlanmaya başladı. Ulusal kuvvetler uzun çarpışmalardan sonra Gönen'e çekildi. Nisan başında Sait Paşa başkanlığında bir Nasihat Heyeti İstanbul'dan Biga'ya gönderildi. 14. Kolordu Komutanı, İstanbul'a çektiği telgrafta, bu heyette bulunan Albay Mirza ile Em. Bnb. Hüseyin'in ayaklanmanın kışkırtıcıları olduklarını bildirdi. Bunun üzerine 3 Nisan'da Şehzade Cemalettin başkanlığında yeni bir nasihat heyeti gönderildi.

Gittikçe kuvvetlenen Anzavur 4 Nisan'da Gönen'e saldırıya geçti ve kolaylıkla Gönen'i aldı. Ulusal kuvvetler yöre halkının da direnmesi dolayısıyla yenildiler. Yarbay Rahmi Bey ve emrindekiler şehit oldular. Gönen'i yağmalayan Anzavur, Balıkesir'e doğru ilerlemeye başladı.. Balıkesir'de bulunan 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey, Balıkesir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de yardımıyla 350 gönüllü topladı. Söke, Akhisar cephelerinden gelen gönüllülerle 600 atlı oluştu. Bütün kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 2000'e ulaştı. M. Kemal Paşa bir bildiri yayınlayarak, ülkeyi işgal eden düşmanların "Ulusal birliği bozmak için, kışkırtıcılık ve bölücülük yaptığını, Ferit Paşa Hükümeti ve Anzavur aracılığı ile Biga-Gönen dolaylarında ayaklanma çıkarttıklarını, hainlerin cezalandırılması için komutanlara, hapis, idam gibi her çeşit cezayı uygulama yetkisi verildiğini" bildirdi.

Anzavur ayaklanmasını bastırmakla görevli kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 15 Nisan'da Balıkesir'den hareket ettiler. Anzavur kuvvetlerini Yahyaköy'de 16 Nisan'da ağır bir yenilgiye uğrattılar. Anzavur yeni bir çarpışmayı göze almadığı için İstanbul'a kaçtı. Kuvvetleri dağıldı.

Bundan sonra pek etkinliği görülmeyen Ahmet Anzavur 15 Nisan 1921'de Karabiga dolaylarında bir Arnavut çetesinin pususuna düşerek öldürüldü. Biga'nın Buzağılık köyünde gömülüdür.

Bu tarihlerden ve olayların ardından özellikle 1923′te Manyas ve Balıkesir civarından Çerkes Ethem bahanesiyle iç sürgüne tabii tutulmuş 14 köy vardır. Bu insanlarımız Doğu Anadolu’ya gönderilirler. Ama mecliste çıkan ciddi tartışmalar sonucu geri dönerler.

Süvari yüzbaşısı Refik Ortaköy’ün oğlu Ferit Brav 8-9-1990 da verdiği bilgi; Amcam o tarihte Manyas belediye başkanı olan Sait Brav’a müracaat eden yöremiz ileri gelen Çerkes beylerinin önerisi ile Haydar köyündeki evimizde gizlice Ahmet aznavur ve Ethem bey’i bir araya getirirler. Yörenin ileri gelen bazı Çerkes beylerince’’Her ikinizde Çerkes’siniz, birbirinizi ve özelliklede kendi insanlarımızı kırmaktan ve kırdırmaktan vazgeçiniz’’önerisinde bulunur. Ahmet bey kabul eder ancak Ethem bey bunu kabul etmez..Sabaha karşı evden ayrılırken Ahmet bey Ethem bey’e seslenerek ’’İşlerine yaradığın sürece kullanıp zamanı geldiğinde paçavra gibi bir kenara atılırsan, hatta hain damgasını bile yersen bugün yaptığın hatayı hatırlayacaksın ama iş işten geçmiş olacaktır’’ demiş.Lakin Ethem bey hiç cevap vermeden atına binip gitmiş.

Çerkes Ethem, anılarında, Çerkeslik siyaseti gütmediğini ve bu siyasetin karşısında olduğunu birkaç kez tekrarlamıştır. Gerçi Çerkes Ethem’in birliklerinin de ana gücü Çerkesler’den oluşmuştur. Buna karşın Çerkes Ethem, Anzavur isyanını bastırdığı Sögütalan-Apolyont bölgesinde, birçok isyancı Çerkes’i öldürtmüştür. Benzer bir şekilde, öteki isyancılarla birlikte ele geçirilen Çerkes isyancıların da Kirmasti köprüsünde asılması emrini vermiştir.

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

Son Güncelleme ( Perşembe, 16 Aralık 2010 01:57 )
 
ARDZINBA'NIN RESMİ SİTESİ AÇILDI
Pazar, 15 Mayıs 2011 20:55    | YENER ASUGBA tarafından yazıldı.   

İlk Devlet Başkanı V.Ardzınba’nın resmi sitesi www.ardzinba.com 66.doğum yıl dönümünde açılış yaptı.

Site, Vladislav Ardzınba’ya ait fotoğraf, video, yaptığı konuşmalar, röportajları gibi bölümler içeriyor. Siteyi ziyaret edenler aynı zamanda V.Ardzınba’nın akademik çalışmalarıyla da tanışma imkânına sahipler. Site İlk Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba hakkındaki yayınları okuma hatta indirme imkânını da veriyor.  Siteden, İlk Devlet Başkanı Fonu’nun çalışmaları ve etkinlikleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. Site “Abaza TV” ve V.Ardzınba Fonu’nun enformasyon desteği ile sürekli güncelleniyor.

İlk Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba’nın konuşmaları, röportajları ile paralel olarak ülkemizin tarihindeki o zor periyot da anlatılıyor. Vladislav Ardzınba’nın röportajları bugün içinde güncelliğini korumakta, röportajlarında gençler için birçok nasihat ve örnek bulunmakta. Tarih V.Ardzınba’nın hep en kuvvetli silahı olmuştu, görüşmelerde O bu silahını hep çok ustaca kullanmıştı. V. Ardzınba’nın da dediği gibi, “En zor olan arkamızda kaldı, fakat en ağırı henüz önümüzde”.  Bizler tarihimizi bilmeli ve ona değer vermeliyiz, V.Grigoreviç tarafından yazılan tarihimiz, sağlam, bağımsız bir devlet kurma yolunda bizim için güçlü bir silah ve destek olacaktır.

abhazya.gov

Son Güncelleme ( Perşembe, 26 Mayıs 2011 10:07 )
 
OKTAY ÇKOTUA YAZISI
Cuma, 16 Ocak 2009 15:18   
ABHAZCANIN DİSPORADAKİ DURUMU VE YAPILMASI GEREKENLERLE İLGİLİ BİR KAÇ ÖNERİ
 
 (Abhaz dilini geliştirme vakfındaki konuşma özeti)
 
 
 
 
Oktay Çkotua
Bir Bask atasözü şöyle der. "Bir dil, onu konuşanların sayılarının azlığından değil, bilenlerin konuşmamasından ötürü yok olur." Kanımca Abhazca'nın içinde bulunduğu durumu daha iyi özetleyen başkaca bir söz bulamazsınız. Evet, bu gün dilimiz yok olma sınırında ve bunun nedeni sayıca az oluşumuz değil, maalesef dili bilenlerin konuşmayışıdır. Abhazca'nın diasporadaki durumu ve birtakım önerilere geçmeden önce Abhazya'da ki sorunlara da değinmek zorundayız, çünkü bundan böyle diasporanın her anlamda geleceği kesin olarak Abhazya ile ilgili olmak zorundadır.Yani Abhazya'dan bağımsız diasporaya yönelik herhangi bir ulusal proje gerçekleştirmek neredeyse imkansız görünmektedir.
 
 
 
 Hepimizin bildiği gibi anadilini unutan kişi önce kültürel kimliğini, ardından da ulusal kimliğini kaybetmekte ve bir kaç nesil sonra tamamen asimile olmaktadır. Bu yüzden bu gün Abhazca'nın korunması, Abhazya'nın korunmasıyla eşdeğer durumdadır. Abhazca'ya sırtımızı dönmek vatan savunmasını terketmekten farklı bir şey değildir. Zira günümüzde işgaller sadece silahlı kuvvetlerle deği,l ekonomiyle, kültürle ve dille de olabilmektedir.
 
 
 
 Ne yazık ki Abhaz halkı da bu gün büyük bir tehdit altındadır. Bunu daha iyi anlamak için aklımıza ilk gelen soruları sorup cevaplarınıda biz verelim; Verelim ki, değişik dil ve kültürlerin işgali altında olup olmadığımızı hep birlikte görelim.
 
 Bu gün, devlet kurumlarında, üniversitelerimizde, okullarımızda, işyerlerimizde, ibadethanelerimizde, askerilik hizmetinde, sağlık kuruluşlarımızda, alış verişte, daha doğrusu evde, işte, sokakta, hangi dili kullanıyoruz? Okuduğumuz gazeteler, dinlediğimiz radyolar, seyrettiğimiz televizyonlar hangi dilde?
 
 
 
 Uzmanlara göre çocuğun anadilini öğrenebileceği en önemli yer aile ortamıdır. Okul sadece tamamlayıcı bir rol oynar, yani çocuk anadilini önce evde öğrenir daha sonra okulda kurallarını geliştirir. Biz ise çocuğun anadilini sadece okulda öğrenebilmesini istiyoruz ki bu son derece yanlış bir beklentidir. Bunu geçmiş tecrübelerde doğruluyor. Türkiye'deki Abhazların herhangi bir dil eğitimi olmadan anadillerini günümüze dek korumuş olmaları bile bunun en güzel örneği. Evet! evlerimiz bizim en önemli okullarımızdır. Çocuklarımız ana dillerini ilk orada duydular, orada sevdiler, orada öğrendiler. Ama bu gün... bu gün nasıl öğrensinler evlerinde tek kelime bile Abhazca konuşulmuyorsa? Evlerin dışına çıkalım, çocuk ev dışında anadilini duyuyor mu? Hayır! Peki okula başladığını varsayalım, okulda nasıl bir eğitim veriliyor? Sadece 5. sınıfa kadar eğitim Abhazca (o da sadece Abhaz okullarında) yani ilk 5 yıldan sonra Abhaz okullarında bile Abhaz dili ve edebiyatı dışında tüm dersler Rusça olarak veriliyor.
 
 Bu şekildeki bir yaklaşımla Abhazca'nın korunması geliştirilmesi ve yeni kuşaklara aktarılması söz konusu olabilir mi? Bence hayal bile değil... Bu gidişatı tersine çevirmek için değerli bilim adamlarımız çok önemli görüşler ortaya koydular, ben burada aynı konulara değinmiyorum ancak bir konu var ki burada bir kez daha altını çizmek zorunluluğu hissediyorum. Bizler Abhazca'nın "Devlet dili" olmasını istiyorsak, önce onun tüm yurttaşlar için ortak bir eğitim dili olmasını gerçekleştirmeliyiz. Yani Abhazya'daki tüm Rus, Ermeni ve diğer okullar Abhazca eğitim vermeli, evet yanlış duymadınız! sadece Abhaz okulları değil ülkedeki tüm eğitim kurumları Abhazca eğitim vermeli. Bu diğer ulusların dillerini yok saymak anlamını taşımıyor, elbetteki onlar kendi dillerini bu gün olduğu gibi öğrenmeye devam edecekler, hatta bizde o dilleri öğrenmek durumundayız, ama Abhazya'da yaşayan ve bu ülkeyi vatan olarak kabul eden herkesin öncelikle Abhazca'yı yok saymaması gerekmez mi?
 
 Abhazca'nın eğitim dili olması, zamanla Abhazya'da yaşayan tüm halklar için ortak bir dil olmasına ve var olmaya devam etmesine yol açacak yegane çaredir.
 
 
 
 Bu kısa değerlendirmeden sonra isterseniz diaspora ile ilgili değerlendimelerimize geçelim.
 
 Ben anadil konusunda diasporamızı 4 ana guruba ayırıyorum.
 
 1-Abhazca'yı hiç bilmeyenler
 
 2-Anlayanlar ancak konuşamayanlar
 
 3-Konuşabilenler
 
 4- Okuyup yazabilecek derecede bilenler
 
 Elbetteki burada daha bir çok alt gurup sayılabilir, ama isterseniz konumuzu o derece dağıtmayalım. Ancak önemle belirtmemiz gereken şey, bu gün 4 guruba ayırdığımız toplumumuzun, çok değil bundan 30-35 yıl kadar önce tek gurupta toplanabiliyor olmasıydı. Evet, bundan 30 yıl öncesi köylerimizde insanlarımız çok yüksek oranda Abhazca konuşabiliyorlardı. Çünkü yaşadıkları yerlerde özelliklede köylerde gündelik hayatta ve evlerinde kullandıkları dil Abhazcaydı. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu bile anadil eğitiminde ailenin ve çevrenin rolünü açıkça ortaya koyuyor. Ancak son 30 yıl içerisinde olay tamamen farklı bir şekilde değişime uğramaya başladı. Şu anki duruma baktığımızda karşımıza hazin bir tablo çıkıyor, çok acı ama Abhazca diasporada yok olma sınırına dayanmış durumda. Abhazcayı bu sınıra getiren nedenleri alt alta sıraladığımızda bir çok şey karşımıza çıkabilecekti, ancak ben en önemli gördüğüm ve bizimde bu gün yararlanmak zorunda olduğumuz bir nedeni sizlerle paylaşmak isterim. Az önce son 30-35 yıldır anadilin konuşulma oranındaki müthiş düşüşten bahsettik bu düşüşü dikkatle izlediğimizde Türkiyede tv yayınlarının başlaması, giderek artması ve sonuçta insanımızı adeta rehin alması ile tam bir paralellik gösterir. Yani televizyon yayınları arttıkça anadilin konuşulması ve kullanılması o derece azalmış ve sonuçta bu günkü duruma gelinmiştir. Bir an için düşünün, artık hepimizin evinde bizimle başka bir dille konuşan, ama gece gündüz durmadan konuşan, sanki hipnotize edilmişiz gibi gözümüzü ve kulağımızı ayıramadığımız yabancı biri oturmuyor mu? Oturuyor. O zaman fazla söze gerek yok. Ya o yabancıyı evimizden kovacağız, ya da eğer "o artık bizden biri gibi oldu alıştık, kovamayız" diyorsak bizim dilimizi konuşan bir başka misafiri evimizin baş köşesine oturtacağız başka çare yok!
 
 
 
 Şimdi bu iş için yapmamız gerekenlere dönelim.
 
 
 
 1-Tv yayınları dilimizi bu hale getirdiyse bizde yine aynı şekilde durumu tersine çeviremez miyiz? elbette ki yapabiliriz. Bizde bu konuda Abhaz televizyonundan sonuna kadar yararlanmalıyız. Ancak bunun için
 
 a- Tv yayınının yayın saatlerinin ve kelitesinin yeterli düzeyde olması,
 
 b-Abhaz tv yayınının uydu aracılığıyla diasporada rahatlıkla izlenebilir olması, gerekmektedir.
 
 
 
 2-Aynı yöntemi internet ortamı içinde düşünmeliyiz, çünkü internet ne yazık ki bizde dahil olmak kaydıyla dünyanın büyük bir kesiminin henüz keşfedemediği ve kullanamadığı sınırsız ve devasa bir imkan olarak karşımızda durmaktadır. Yapmamız gereken, sadece ve sadece profesyonel kadroları bir araya getirerek önlerini açmak ,o kadar. Hem de bu iş için komik denebilecek bütçelerle olağanüstü işler başarmak hiçte zor değil...
 
 
 
 3-Binlerce yıldan günümüze dilimizi nasıl yaşatarak getirdiysek, bu günde aynı metotları neden kullanmayalım? insanlarımız kitap almıyor, alınca da üşenip okumuyorlarsa, dahası zaten diasporada yaşayanların neredeyse tamamına yakını Abhazca okuma yazma bilmiyorlarsa neden onlara en kolay şekilde ulaşmayalım ki? Örneğin ünlü yazarlarımızın romanlarından tutun, çocuk edebiyatı ürünlerine kadar olabildiğince çok sayıda eserlerimizi neden diksiyonu güzel sanatçılarımıza okutup CD lere kaydetmiyoruz? Böylece insanlarımız her türlü ortamda istedikleri anda Abhazca duymak,hem de en doğru şekilde duymak imkanına kavuşurlar.
 
 Biz bu yolla,
 
 a-Abhazca'yı bilenlerin unutmamalarını
 
 b-Anadilini anlayan fakat konuşamayanlarında kendilerini geliştirmelerini sağlayabiliriz.
 
 
 
 Bu iki ana gurupta Abhazca'nın korunmasını gerçekleştime çalışmalarının yanısıra anadili hiç bilmeyenler içinde yepyeni metotlar geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu konu ile ilgili bir önerimi de burada sizlerle paylaşmak isterim.
 
 Bildiğiniz gibi diasporamızın ezici bir çoğunluğunun yaşadığı Türkiye'de insanlarımız artık kendi anadillerini bile türkçe'nin sahip olduğu 29 sesle konuşmaya çalışıyorlar. Bu yüzden bazen zor sesleri içeren Abhazca kelimeleri Türkçedeki alışık oldukları seslere uydurarak konuştuklarını yada daha kolaya kaçarak tamamen türkçe kelimeleri tercih attiklerini görüyoruz. Bu hal, dilde telafisi son derece zor bir yozlaşmaya da neden olmaktadır. Bunun nedeni Abhazca'nın 62 sese sahip olması ve bu seslerin bir çoğunun Türkçedeki 29 sese adapte olmuş insanlarımız, özellikle dili yeni öğrenmeye çalışanlar tarafından telaffuzunun adeta imkansız oluşudur. Oysa biz bu problemi çözmek için öncelikle anadil eğitimine yeni başlayacaklar için bahsettiğimiz 29 ses çerçevesinde kişilerin telaffuzda zorlanmayacakları sesleri içeren,diğer zor seslerin öğrenilmesini çok daha sonralara bırakan bir sistem geliştirebiliriz. Elbetteki bu Abhazca'daki zor seslerin inkarı ve terkedilmesi anlamına gelmemektedir, ama insanlarımızın daha baştan, "bu dili öğrenmem imkansız" şeklinde bir korkuya kapılıp pes etmemeleri için "kolaydan başlayarak zor olanı da kolaylaştırma" yöntemini kullanmamız gerekir diye düşünüyorum. Mutlaka bu üzerinde dil bilimcilerimizin detaylı çalışmaları gereken bir konudur, ancak Nuh Nebi'den kalma metotlarla daha fazla vakit kaybına da ne yazıkki artık tahammülümüz yok!
 
 Tüm bunlara ek olarak sınırsız sayıda çizgi filmlerin ve popüler sinema yapıtlarının Abhazca dublajından tutun, unutulmaz melodilerin Abhazca seslendirilmesine varıncaya kadar yapacak o kadar çok şey var ki!
 
 
 
 Kısacası insanımız anadilini unutmasın ve konuşabilsin istiyorsak 24 saat anadilini duyabileceği şekilde hazırlıklarımızı tamamlamalıyız, aksi halde bırakın diasporayı anavatanda bile güzel dilimizi korumamız, söylenmesi çok acı ama, hayal bile olamaz!..
 
 
 
 Şimdi gelin altı maddeden oluşan önerilerimizi tek tek yeniden bir hatırlayalım.
 
 
 
 1-Abhazca sadece yasal temelde "devlet dili" olarak kalmamalı tüm devlet kurumlarında "Devlet dili" mutlaka kullanılmalıdır.
 
 2-Abhazya'da yaşayan herkes için eğitim dili Abhazca olmalıdır.
 
 3-Abhaz televizyonu tamamen Abhazca olarak ve hem yayın saatlerini hem de kalitesini arttırarak mutlaka diasporanın izleyebileceği şekilde uydu yayınına geçmeli.
 
 4-Abhazcayı okuma yazma ya da az anlayıp konuşamama problemi olanlara sesli ulaşabilmek için olabildiğince Abhazca eseri (roman, hikaye, şiir, masal vs.) sesli olarak CD lere aktararak insanımıza ulaştırmalıyız.
 
 5-Çok sayıda çizgi film, animasyon, sinema yapıtı vs. gibi eserlerin Abhazca dublajlarının yapılması, tv ve internet ortamında kamuya sunulması
 
 6-Özellikle Türkiye'de yaşayanlar için en kısa sürede 29 ses sistematiği çerçevesinde kolayca Abhazca öğrenmeye başlayabilecekleri bir metot geliştirmeliyiz.
 
 
 
 Bütün bunlardan sonra işimiz bitiyor mu? Hiç heveslenmeyin bu daha başlangıç bile değil..
 
 Sabrınız için teşekkür ediyorum…
 
 
 
 Oktay Çkotua
 
 
 
 Not: Değerli okuyucuların konu ile ilgili düşüncelerini öğrenebilmeyi çok isterim. Zira bundan sonraki çalışmalarımız içinde önemli bir katkı olurdu...
Son Güncelleme ( Salı, 12 Mayıs 2009 20:34 )
 
JoomlaWatch Stats 1.2.8b_08-dev by Matej Koval