|
ABHAZYA'DAN MEKTUP VAR
ANAVATANIMIZ İÇİN NE YAPTIK?
Alın yazısıyla, bugün, kendi öz vatanında misafir durumunda olan ev sahibi, Abhazya’da bulunduğun süre içerisinde, eksiklerimizi açık açık söylemen, bizi ne kadar sevindirdi kelimelerle anlatmak mümkün değil. Allah’ın lanetlediğidir, kendisini sevenin söylediğini dinlemeyen! Senin açık açık ve kalben söylediklerinin bana da bazı hususları cesaretini verdiğini söylemek istiyorum.
Abhazya’da bulunanlarla, Abhazya dışında bulunan Abhazları düşündüğüm zaman gözümün önüne şöyle bir görüntü geliyor.
İki kardeş; yıllarca bir kale içinde hapis birbirlerini görmemektedirler. Varlıklarından haberdarsalar da, seslerini duyamamakta, göz göze gelememektedirler. Derken duvarlar yıkıldı, kapılar açıldı. Kardeşler, hasretle kucaklaşıp, sevinç gözyaşlarıyla birbirlerini yıkadılar. Ancak ilk heyecan geçtikten sonra bir araya gelip; dertlerini, eksiklerini, ne yapılması gerektiğini konuşmak ve nasıl bir araya geleceklerinin çözümünü bulmak mecburiyeti de ortaya çıkıverdi. Bu sorulara doğru cevaplar bulmak ve iyi bir noktaya gelmek zorundayız.
“Karşıdan bakan iyi görür” ata sözünden hareketle siz bizim, bizde sizin eksiklerinizi ve ne yapmanız gerektiğini dile getirirsek; Apsuva namusunu zedelemeden, örf ve adetlerimizi kaybetmeden anavatanımızı kurtarmamız, her millet gibi, dünyada onurlu yerimizi almamız ancak o zaman gerçekleşir.
Bugün nüfusumuzun büyük çoğunluğu, talihsiz muhaceret nedeni ile maalesef anavatan dışında ve ne yazık ki, bugün siz vatanımızda misafir durumundasınız. Misafirlerden bazıları, Apsını’daki Apsuvalara şöyle bakmaktadırlar; “Kardeşler baba temelinden ayrılırken, mal mülk ne varsa hepsini birden kalana bırakırlar ve ona bir tek şey öğretirler… Baba temelini yükseltmek, üretmek, ocağı söndürmemek. Döndükleri zaman sorarlar: Bıraktığımız mala mülke ne kattın? Ne yapması gerektiği konusunda bir iki nasihatte de bulunduktan sonra ayrılıp giderler. Burada Apsını’da kalan nöbetçi, “kardeşlerim ne zaman gelecek diye hazır bir vaziyette, tuz ekmeğini elinde tutup, bir eli yanağında gözü yollarda, diğer eli silahında ve parmağı tetikte, düşmanlar ne zaman baskın yapacak diye beklerken” beklenenlerin, “sağ mısın kardeşim, Allah razı olsun, baba ocağımızı söndürmeden bugüne kadar getirdin, bunun için sana minnettarız. Bundan sonra bizim e bu yükü sırtlamamız lazım.” Demeleri gerekmez miydi?
Yahudiler, iki bin yıldan beri vatansız yaşadıkları halde, yirminci yüzyılda devletlerini kurdular. Bu günse Apsuvaların sadece anavatanlarına dönmeleri, iki bin yıldır vatansız Yahudi’lerin vatan kurmalarından daha zor olmasa gerek. Bunun riski, Yahudilerin vatan kurmalarından doğan riskinin milyonda biri kadar bile değildir. Çünkü, baba ocağını tüttürmesi için bırakılan kardeşin yaptığı işler de hayli çoktur. Doğrudur! Bu meyan da beceremediği, eksik bıraktığı, yapamadığı şeylerde muhakkak vardır. Ancak, nöbetçi kardeşin başından geçenler, diğerleri tarafından da bilinmiş olsaydı, hiç şüphesiz ki onu, büyük bir yangından çıkmışçasına kucaklarlardı.
Bizim zamanımızda, devlet sisteminin oluşumundan kaynaklanan sebeplerden dolayı, muhaceretten çok daha kara günler yaşandı. Sovyet ihtilalinden sonra kurulan Özerk Cumhuriyet, insanlarımızı on, on beş yıllık bir müddet içerisinde, belini doğrultarak ev sahibi durumuna getirmişti. Bundan sonra ise kapkara günler gelmeye başladı. Görev başında olan, Abhaz öğretim üyeleri, bilim adamları, kısaca tüm ileri gelenler yok edildi. Kalanları da hapishanelerde çürüttüler. Halka önderlik yapabilecek kişilere akla hayale gelmedik işkenceler uyguladılar. Aynı insanlar 2. Dünya Savaşı'nda en büyük kaybı Abhazların verdiği apaçık bir gerçektir. Savaştan sonra Abhazya’daki tüm Abhaz okulları kapatıldı. Soyadları değiştirildi. muhacerete gidenlerin boş bıraktıkları topraklara, kasıtlı olarak yabancıları yerleştirdiler. Plana göre Abhazlar bu iskana karşı çıkmış olsa idiler, topyekün imha edileceklerdi.
Şimdi bunları neden söylüyorum! Şüphesiz “buz altından çıkan filizin boynu bükük olur.” Biliyorsun kara günlerimiz bizi çok etkiledi. Cenaze merasimlerimiz başkalaştı, düğünlerimiz değişti, büyük küçük ilişkilerinde itaat azaldı. Çünkü biz bir tek şeye konsantre olmuştuk. Vatanımızı korumak, Abhazlığımızı kaybetmemek. “Bugün, senin gözüne çarpan ve kalbini sızlatan noksanlıklar, bizimde yıllardan beri sevmediğimizi bildirdiğimiz hususlardır ama yıllardır başımızdan geçen felaketleri düşündükçe, bugün tüm geçmiş unutulup, insafsız eleştirilere maruz kalmak, Abhazyalılar için büyük haksızlıktır diye düşünüyorum. Çünkü bunca trajediye rağmen bu millet, namus ve şerefini muhafaza edebilip, millet olma gururunu bir an bile kaybetmedi. Düşünüyorum da, eğer ben Abhaz olmayıp ta başka biri olsaydım, gider kendimi Abhaz diye kaydettirir ve bunlar ne yüce bir ırkın temsilcileridir diye gururlanırdım. Bugün senin Abhazya’ya gelip de eksiklerimizi gördüğün gibi, ben de Türkiye’ye gelmediğim halde sizlerin bir çok eksiğinizi gördüm. Kalbiniz kırılmasın tekrar hatırlatıyorum; Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar, vatanlarına yardımı her şeyin üstünde kabul ederler. Şüphesiz ki, ben Yahudilerin döktükleri kanları ve katliamları asla onaylamıyorum. Ancak milliyetçiliklerini, anavatanlarına dönüşlerini ve İsrail’e yardım etmelerini gıpta ile izlediğimi belirtmek zorundayım. Apsuvaların da, nerede yaşarlarsa yaşasınlar, anavatanlarına yardım etmelerini, en azından yapabileceklerini düşünmelerini istiyor ve bekliyorum.
Muhaceretten beri Abhazların anavatanlarına dönmeleri için şartlar hiçbir zaman bugünkü kadar müsait olmamıştı. Bugün bu fırsatı kaçıranlar yarın Abhazya’da bir kümes yeri bile bulamayabilirler. Zannediyorum Türkiye’deki Abhazlar şöyle düşünüyorlar; “Sütannemiz Türk toprağıdır. Anavatanımızdan zorla sürüldüğümüzde bizi bağrına basan, hiçbir şeyini esirgemeyen, bizimde ondan hiçbir şeyimizi esirgemediğimiz, uğruna kan döktüğümüz, can verdiğimiz yerdir burası!
Ben de diyorum ki; “Sütannenizin kalbi kırılmasın, onu her zaman seveceğiz, onu bizde anne olarak göreceğiz ama beslemesi büyüdü ve artık gerçek annesine dönmek zorunda. Kırlangıçlar bile yazın, yuvalarına, dedelerinin bacasının tüttüğü Abhazya’ya dönerler!”
Burada sizi bekleyen kardeşleriniz, kendi vatanlarında, kendi okullarında, kendi dilleriyle, kendi edebiyatlarıyla, kendi şarkılarıyla ve tüm eksikliklerine rağmen, kendilerine ait ne varsa onunla yaşıyorlar.
Şurası unutulmamalıdır ki; “Apsuva şahsi çıkarlarından çok, vatan ve millet sevgisini üstün tutan, namus ve şerefini titizlikle muhafaza edendir.”
Abhazya bizim yaşantımızın ta kendisidir… Anavatanınızdan kalmamanız dileğiyle…
|