Kurtuluş GABLİYA (Tugipa)
SAVAŞ VE DANS
Administrator tarafından yazıldı.    Salı, 17 Şubat 2009 00:47   

Yıllar önce bana Abhazyada anlatılan kısa bir savaş hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum. Bzıptadaki arkadaşlarımda misafirlikteyken savaşa katılmış bir arkadaşım anlatmıştı bu olayı. Üzerinden çok zaman geçtiği için olayda bahsedilen kişinin adı ve sülalesi malesef aklımda kalmadı. Zaten hikayeyi okuduktan sonra bu kahramanın isminin yada sülalesinin Abhaz benliğinin bir insanda vücut bulmuş hali olduğunu fark edeceksiniz.

 

Faşist Gürcistan hükümetinin Abhazyayı işgal ederek. başta pek çok şehri ele geçirmesiyle ortaya çıkan kaos ortamında pek çok gizli kahraman ortaya çıkmıştır pek çoğunun isimlerini bilmiyoruz. Bana anlatılan genç kardeşimizin ekipde profesyonel bir Abhaz dansçı olarak çalıştığıydı. Hikayeyi bana anlatan arkadaşım onunla cephede savaştığını ve bu olayı bizzat kendi gözleriyle gördüğünü anlatmıştı. Hatırladığım kadarıyla bu hadise Gagra şehrinde ki şiddetli çatışmalar esnasında yaşanmıştı.

 

Kısıtlı sayıdaki bir Abhaz birliği içeride sayıları bir hayli fazla olan Gürcü ordusu askerlerinin bulunduğu bir binayı kuşatmışlar fakat binanın en üstüne yerleştirilmiş olan ağır makinalı tüfeğin yoğun ateşi dolayısıyla bir türlü binaya yanaşamışlar. Herkez binanın etrafındaki okaliptus ağaçlarının arakasına siper alarak, makinalı tüfeğin başında bulunan askerlerin kendilerini göstermesini bekliyormuş. Fakat bir türlü uygun pozisyonu bulamıyorlarmış. İşte tam bu sırada birliğin içerisinden genç bir delikanlı silahını ağaca dayıyarak ayağa kalkmış ve arkasındaki keskin nişancı arkadaşlarına bir şeyler işaret etmiş. İlk başta kimse ne olduğunu anlayamamış, birden Abhaz genç yerinden bir ok gibi fırlayarak binanın tepesindeki makinalı tüfeğe doğru bağırmaya başlamış. ''ASSSSSAAAAA'' bağırırken bir yandandan Kafkas figürleri yapıyormuş bir anda yukarından tekrar şiddletli bir ateş başlamış. Genç delikanlı aynı çeviklikle ağaçların arkasına atlayarak mermilerden kendini kurtarmış.Diğer arkadaşları durumu hemen o anda kavrayarak makinalı tüfek mevzsine doğru pozisyonlarını düzelmişler. Bu hikayeyi bana anlatan arkadaşımın aktardığına göre genç delikanlı defalarca bir o yana bir bu yana koşup Kafkas figürleri yaparak yukarıda zaten stres altında kendini kaybeden düşman ordusu askerlerinin kendilerini göstermesi sağlamış. Ve onda ateş açan Abhaz keskin nişancılar, makinalı tüfeği kullanan iki askeri etkisiz hale getirmişler. Bu hikayeyi dinlerken tüylerim diken diken olmuş ve olayı gözümde canlandırmıştım eminim sizlerde bu yazıyı okurken gözünüzde canlanmıştır.

Hikayeyi dinledikten sonra ilk sorum bu arkadaşla beni tanıştırırmısın olmuştu. Aldığım cevabı hayatım boyunca unutmadım ve unutmamda. (SENCE BÖYLE SAVAŞAN BİRİ ŞU ANDA HAYATTA OLABİLİRMİ? ) İşte bana verilen yanıt buydu, o genç delikanlı başka bir çatışmada şehit düşmüş. Aslında hikayenin ortalarında onun hayatta olamayacağını anlamış fakat yinede beni onunla tanıştırabilirmisin diye sorma ihtiyacı hissetmiştim. Hiç görmediğim bir adamın hayatındaki 2 dakikalık bir anısı onu sevmem ve anlamam için yetmişti. Böylesine bir savaşın hatıraları ile büyüyen bizlerin Abhazya Devletinin Güçlenmesi ve gelişmesi için uğraş vermesi kadar doğal birşey olabilirmi. Pek çoğumuz zamanında mutlaka bu hikayelerin bazılarını dinlemişizdir, yada Bahadırın Zaferin videolarını izlemişizdir. Tüm bu hikayelerin ve videoların hepsinde aynı şey olur, izlerken kanınız haraketlenir tüyleriniz diken diken olur. Tıpkı dans etmeden önce hisettiğiniz şeylerdir bunlar. İşte bizim insanlarımızı farklı kılan şey budur. Pek çok kimsenin okurken üzüleceği yada morali bozulacağı şeyler aksine bize güç verir amaçladığımız şeylere ulaşma azmimizi kuvvetlendirir. Bahadır çekilen son görüntüsünde BURASI BİZİM ANA VATANIMIZ DER. KENDİ HALKIMIZIN KADERİNİ KENDİ HALKIMIZ BELİRLEYECEKTİR DER. O zaten kendi kaderini belirlemişti. Sıra bizde değilmi sizce....

Son Güncelleme ( Salı, 17 Şubat 2009 00:50 )
 

Üye olmadan yorum yazamazsınız.

Üye
olmak için tıklayın.

JoomlaWatch Stats 1.2.8b_08-dev by Matej Koval