|
KUZEY KAFKASYA MEDENİYETİ
Biz kimiz. Bu soruyu her Kuzey Kafkasyalı kardeşimin kendisine
sık sık sorması gereken bir soru olduğunu düşünüyorum. Böyle
düşünmemin sebebi bu gün geldiğimiz noktadır. Yüzyıllardır her
türlü felakete ve savaşa maruz kalan bu medeniyet, yani Kuzey
Kafkasya medeniyeti nasıl olup ta kaybolmadan ve hiç bir
değişikliğe uğramadan bu günlere gelmiştir. Bu noktadan sonra
yazacağım pek çok konu belki teoriden öteye geçmeyecektir. Ancak
en azından pek çok genç kardeşimi kendi halkı ile ilgili
düşünmeye sevk edeceğini umuyorum.
Dünyada ki bütün büyük medeniyetler belli başlı gelenek ve
alışkanlıklarından almışlardır. Bunların başında askeri alandaki
yetenekleri ve geliştirdikleri askeri unsurlar gelirdi. Yani
eğer var olmak ve gelişmek istiyorsanız öncelikle güçlü bir
savunmaya sahip olmalısınız. İşte her şey bu noktada başlar.
Bizim medeniyetimiz de topraklarının konumu itibari ile bu
askeri sistem üzerine kurulmuştu. Bu konu üzerinden bir kaç
farklı örnek verelim. Bu gün Kafkas dans ekiplerinin giydikleri
yada evimizin en görünür yerinde asılı duran Ulusal giysimiz
olan Çerkeska (Kumju) yı ele alalım bu kıyafet zamanın askeri
bir üniformasıdır ve Kuzey Kafkasyalıların askeri dehasının en
büyük göstergelerinden biri olan bir icattır. Temelde şık ve
göze hitap eden tasarımının ardında aslında tüm askeri şartlara
uyum sağlayabilecek bir tasarım harikası yatmaktadır. İlginç
olan giyildiği çok eski dönemlerde pek çok farklı milletin
orduları ağır çelik zırhlar kullanırken neden Sürekli
saldırılara kalan bu milletin böylesine sade bir savaş giysisi
tercih ettiğidir. Çerkeska (Kumju) dikkatli incelendiğinde bunun
asıl nedeni net olarak anlaşılabilir. Konuyu netleştirmek için
bu günün askeri kıyafetlerini inceleyerek başlayalım. Bu günün
modern orduları bünyelerinde barındırdıkları askerler için çok
hafif ve doğa şartlarına uyum sağlayabilecek en önemlisi askerin
bulunduğu zor şartlarda rahat etmesini ve verimliliğinin
armasını sağlayabilecek kıyafetler üretmişlerdir. Bu
kıyafetlerin bu günkü görümüne ve yapısına ulaşması için
yüzyıllar geçmiştir. Yüzyıllar önce Kuzey Kafkasya da kullanılan
tüm kıyafetler bugünün modern ordularının kullandığı giysilerle
ciddi benzerlikler taşır. Mesela en basit örnek askeri
kamuflajın üstüne giyilen askeri mühimmatın şarjör vs gibi.
askerin en rahat ulaşabileceği göğüs hizasında taşımasını
sağlayan, Hücum yeleğidir. Bu Çerkeska (Kumju) nın göğüs
hizasındaki barutluklarla aynı işlevi görür. Bunlar adeta
bugünkü hücum yeleğinin bir prototipidir, yüzyıllardır da Kuzey
Kafkasya da kullanılmaktadır. Hiç bir zaman Kuzey Kafkasyalılar
ağır çelik zırhlar kullanmamışlardır. Kullanılanlar ise örme son
derece hafif olan zırhlardır bunlarda aynen kıyafetlere uygun
olarak tasarlanmışlardır. Ayrıca Bazı modellerinin arkasında
belden aşağıya inen yırtmaç bulunur bu, ata binerken binicinin
at üzerinde rahat hareket etmesini sağlayacak bir şekilde dizayn
edilmiştir. İlginç olan bu günkü Jokeyler ve binicilikle uğraşan
herkes bu tip arkadan yırtmaçlı uzun ceketler giyerler. Çerkeska
incelendikçe daha bir çok farklı özelliği görülecektir. Bir
diğer önemli konuda silahlardır. Bu silahların en başında gelen
tabi ki Kafkas Kamasıdır. Kama yapısı itibar ile tamamen Kuzey
Kafkasya'nın yoğun ormanlık ve sarp arazi yapısına uygun olarak
tasarlanmıştır. Tasarımı incelendikçe askeri bir dehanın ürünü
olduğu net bir şekilde anlaşılacaktır. Yapısı itibari ile
kılıçla bıçak arasında ebatları olan çıkıntısız bir çeliktir.
ancak maharetleri büyüktür. Zamanın tüm orduları heybetli uzun
kılıçlar kullanırken Kuzey Kafkasyalılar kama kullanmayı tercih
etmişlerdir. Yoğun ormanlık alanda yapılacak bir savaşta uzun
bir kılıç çekip düşmana saldırırsanız doğal olarak her
kaldırışınızda ya bir ağaç dalına yada bir kaya parçasına
takılacaktır, siz ağaç dallarını budarken karşınızda elinde kısa
bir kama bulunan bir asker, bundan faydalanarak sizi
budayacaktır. Kamanın tasarımı bu nedenle kısa ve hafif
tutulmuştur. Kısaca Kafkasya'nın dağlarında uzun kılıçların
hiçbir hükmü yoktur.
Bir
diğer unsur ise askerin hayatta kalmasını sağlayacak olan
besinlerdir. Ne kadar kalabalık yada teçhizatlı bir ordunuz
olursa olsun askerlerinizi iyi besleyemezseniz ordudan verim
alamazsınız. Bu her zaman ordular için büyük bir handikap
olmuştur. Modern ordular askerlerine kolay taşıyıp
tüketebilecekleri konserveler verirler. Böylece asker uzun süre
görevde kalarak kendi besin ihtiyacını giderebilir. Bu sisten
Kuzey Kafkasya da Yüzyıllar önce kullanılmaktaydı. Uzun süre
dağlarda savaşmak zorunda kalan savaşçılar yanlarında kurutulmuş
et ( Akuats arüya ) taşırlardı. Bu etin özelliği uzun süre
bozulmadan kalabilmesiydi ayrıca bilindiği üzere yoğun ısıda
hızlı yiyecekler besin değerlerini yarı yarıya kaybetmektedir,
bu kurutulmuş et için geçerli değildir. Çünkü et yakılan ateşin
çıkardığı dumanın isi ile yavaşça kurutulurdu. Koskoca bir et
parçası bu şekilde pişirildiğinde bir cebe sığacak ölçülere
kadar çekerek küçülürdü. Buda rahat taşıma imkanı sunardı halen
köylerimizde tükettiğimiz bu besin Çerkeska (Akumjü) nın
üzerinde ki barutlukların bir kısmının içine sıkıca bastırılır,
gerektiğinde tüketilecek şekilde askerler tarafından taşınırdı.
Medeniyetleri var eden bir diyer unsur ise beslenme
alışkanlıklarıdır, sağlıklı bir nesil yaratılamaz ise medeniyet
kaybolmaya mahkum hale gelir. Burada bahsedeceğim besinler çoğu
Abhazlar tarafından tüketilen besinlerdir Kuzey Kafkasya'nın
farklı bölgelerinde farklı şekillerde ve adlarla üretilirler.
Ben burada Abhazca adları ile kullanarak bahsetmek istiyorum.
Abhazların en temel besinini olan Abıstayla başlayalım. Abısta
belki de Dünyanın en kolay tarifine sahip yemeğidir. Mısır unu
su tamamen bunlardan ibarettir. Su ve mısır unu kullanılarak
yapılan bu yiyecek bizim için o kadar önemlidir ki inanın
sayfalarca yazı yazabilirim bu konu üzerine. Ancak iyice
uzadığını fark ettiğim yazımı daha da derinleştirmemek adına
kısa örneklerle geçmeye çalışacağım. Abısta bahsettiğimiz gibi
son derece basit ve pratik şekilde yapılabilen bir besin
maddesidir. Abıstanın değerinin daha net anlaşılabilmesi için
karşılaştırmalar yaparak başlamak istiyorum. Hammaddesi mısır
unu olan bu besini aslında bir pazılın temel bloğu olarak düşüne
biliriz. Amerikalıların senelerdir filmlerinde gözünüze
çarptığını düşündüğüm Cornflakes adındaki mısır gevreğini
hepiniz mutlaka görmüşsünüzdür her kahvaltıda mutla çocuklarına
Cornflakes yedirirler. Sütle karıştırılarak tüketilen bu besinin
çocuk gelişimine yaptığı katkı tartışılmazdır ve güvenilir
sağlık otoriteleri tarafından da önerilmektedir. Oysa
dikkatinizi çekmek istediğim nokta Cornflakes'in, çocukluğumuzda
her birimize annelerimiz tarafından yedirilen, Abıstanın süt
veya yoğurtun içine ufalanmasıyla yapılan (AYDZIRGOGOA) dan
hiçbir farkı olmadığıdır. bu gün modern ailelerin çocuklarına
daha sağlıklı bir besin olarak servis ettiği bu yiyeceği bizim
atalarımız yüzyıllardır tüketmekteydi. Burada anlaşılması
gereken şeyin tüketilen besinlerin yalnızca kültürün bir parçası
olduğu için tüketilmemesi gerektiğidir. Atalarımızdan bize kalan
herşey sadece taşınması gerekn bir emanet değil ayrıca bize ve
halkımıza yararlı olan olan şeyler olduğu anlaşılmalıdır.
Abhazların tükettiği diğer yiyecekler ise tamamen Abısta
merkezlidir. Tamamı soğuk olarak tüketile bilir mesela kuru
fasulye sulu ve taneli olduğunda Abısta ile yenmesi güç olduğu
için ezilerek lapa (Akud) haline getirilir. Abaza peyniri,
Ahulçapa, Ahalüja, Apırçpan diğer Abhaz yemeklerinden
bazılarıdır. Burada Apırçpan'a değinmeden geçemiycem. Apırçpan
Günümüzde artık pek yapılmayan bir Abhaz yemeğidir ancak ham
maddesi itibari ile üzerinde düşünülmesi gereken bir besin
maddesidir. Apırçpanın ana maddesi Dikendir Dünyanın her yerinde
yetiştiğini sandığım bazı yerlerde Avla dikeni olarakta geçen bu
bitkiyi her yol kenarlarında görmek mümkündür. baharla beraber
açan yumuşak uçlu kısımları toplanarak yapılır hatta çiğ
olarakta yenebilir. Dünyada bu bitkiyi tüketen tek milletin
Abhazar olduğunu düşünüyorum. Ancak burada ilginç bir Anekdotu
sizlerle paylaşmak istiyorum, Sovyetler zamanında Stalinin sağ
kolu olarakta bilinen zalimliği ve cahilliği ile ünlü megrel
asıllı zamanın başkan yardımcısı BERİA Abhazyada bir yemeğe
katılır, Abhazlar misafirlerine abhaz yemeklerinden oluşan bir
sofra hazırlarlar BERİA tek tek yemekleri tadar Apırçpan'dan bir
lokma alır ve çok beyenir Bu nedir diye sorunca Abhazlar
Apırçpan diye cevap verirler Beria sinirlenir böle güzel bir
yemeğin yapıldığı bir bitkinin neden tarımını yapmıyorsunuz diye
çıkışır, ve BUNDAN SONRA HER YERE BU BİTKİDEN EKECEKSİNİZ ''
der. Bütün Masadaki her kez gülmeye başlar. Bu yabani dikene
zaten zaten bıraksan her tarafı kendi kendine sarmaktadır. İşte
Apırçpan Abhaz halkının ismi pek duyulmayan ama özünde çekilen
sıkıntılara rağmen Var olma arzusunun yok olmama isteğinin bir
belgesidir. Başkalarının ellerini parçalayan bu dikenden bizim
halkımız dünyanın en güzel yemeklerinden birini çıkarmıştır. Bir
büyüğümün şu sözü çok hoşuma gitmişti.
ABHAZLAR ÇİRKİN OLANI HER ŞEYİ
GÜZELLEŞTİRMEYİ SEVER.
Daha yazacak çok fazla şey olmasına rağmen sıkmamak adına burada
kesmek zorundayım.
SAYGILARIMLA
TUG-İPA KURTULUŞ GABLİYA
apsuva_2580@hotmail.com
|
DAĞLAR ve KAFKAS KAMASI.

Uzak diyarlardan gelen yabancı sordu. “ Ey Kafkasyalı sen
heybetli bir adamsın, lakin taşıdığın o kısa ve çelimsiz kılıç
sana yakışmıyor. Hangi akla uydunda yaptın bu kılıcı”
Bana bu kılıcı yapmamı şu gördüğün yüce dağlar öğretti.
Sen bu toprakların sahibi ve koruyucususun. İzin ver bizde
seni koruyalım dediler. Ardından bana kendi içlerinden yaşlı
olan ağaçları odun olarak verdiler. Odunları topladım ve güneş
kadar sıcak bir ateş yaktım. Sonra dağlar demire seslendiler
“ Ey sert ve biçimsiz demir, git ve kendini kardeşimizin maharetli
ellerine bırak, ama sakın ona isyan etme lakin o seni biçimsiz
halinden kurtarıp bir milletin ve bizim simgemiz yapacak”
Demir dağların sözünü dinledi hiç sesini çıkarmadan kendini
benim ellerime bıraktı. Bende onu yaktığım ateşe attım. Ardından
ateş dile geldi. “Ey Kafkasyalı bu demir benim sözümü dinlemiyor,
bana itaat etmiyor, dağlara söyle nehirlerindeki suyu sana
göndersinler, bunun ilacı sudur” dedi. Şaşırdım ve sordum ateşe…Ey
Kudretli ve kızgınlığıyla kimseyi yanına yaklaştırmayan ateş.
Senin en büyük düşmanın su değilmidir? Neden düşmanından yardım
istersin? Bak evlat dedi. “ Bu dünyada sizin erkekleriniz
bana, kadınlarınızda suya benzer. Kadınlarınız o su kadar sakin,
berrak ve temiz değilmi? Lakin onlardan olan erkekleriniz,
neden benim gibi kudretli ve yenilmezdirler hiç düşünmez misin
? İşte bizde suyla senin annenle baban gibiyiz.” Dağlar ateşle
konuştuklarımız işittiler, yamaçlarından bana suyu gönderdiler.
Ve şöyle dediler “Ey Kafkasyalı o demir sana kızmıştır onu
sana gönderdiğimiz suyla sakinleştir. Ama sakın ona haddinden
fazla boy ve en verme yoksa sana itaat etmez. Eyer bu söylediklerimize
uyar ve sadık kalırsan bizim olduğumuz hiçbir yerde yenilmezsin.”
Dağların ve ateşin sözüne uydum ve demiri suya bıraktım, Demir
dile geldi “Ey Kafkasyalı benim adım artık çeliktir. Sen beni
o biçimsiz ve karanlık halimden kurtarıp, şu gökyüzünde asılı
duran güneş kadar parlak, bakışların kadar keskin kıldın. Artık
biz seninle kardeşiz sana ve bu dağlara sonsuza kadar sadık
kalacağım, senin düşmanın benimde düşmanımdır.”
Daha sonra dağlara ateşe ve suya
selam vererek yola çıktım. Aradan yıllar geçti ve bir sabah
dağların sesini işittim “ Ey Kafkasyalı neredesin? Düşman yamaçlarımı
çiğniyor bize verdiğin sözü tutmayacak mısın’ Hemen atıma atladım.
Dağların yardımına koştum ve düşmanlarımla karşılaştım. Onlar
bana uzun ve heybetli kılıçlarını göstererek “ O küçücük bıçakla
mı bize meydan okuyorsun” Dediler. Benimle dalga geçtiler.
Hiç düşünmeden atımı üzerlerine sürdüm onlarda heybetli kılıçlarını
çektiler, ama her savuruşlarında ya bir ağaca, yada bir dala
çarpıyordu. Tek bir yara almadan hepsini hakladım, İşte o gün
anladım dağların bana ne demek istediğini. Benden sonra gelecek
olan neslim bu çeliğe türlü isimler takacak, türlü savaşlara
katılacaklar ama şuna eminim ki bellerinde bu çelik, ve arkalarında
bu dağlar olduğu müddetçe hiçbir zaman yenilmeyecekler.
Bu hikayeyi yazmamın sebebi şuydu.
Can vatanımızda gözü olanlar bize şöyle soruyorlar “Sizin ordunuzun
kaç askeri, kaç tane ağır silahı var ki bize kafa tutuyorsunuz”
Bende bu soruya yanıt olarak, belimizde ki kamaya bakmalarını
ve dağlarımızda ki ağaçları saymalarını öneriyorum.
|