|
YAZARIN TÜM YAZILARI: yenerasugba@hotmail.com
YOLUN YARISINDA VERİLEN MOLA
Olmazsa olmazın hep bağımsızlık olduğu, Allah’a olan bağlılık kadar önemli ve vazgeçilmez bir sevda olan özgürlük yolunda inançla ilerleyen, tam 15 yıldır gerek savaş meydanında, gerekse etrafını saran acımasız ve insanlık dışı ambargo duvarına karşı, onurunu hiçe saymadan, asla taviz vermeden, görünen ve görünmeyen düşmana karşı başı her zaman dik ve kararlı duran, bu amaca emin adımlarla ve acele etmeden ilerleyen, masal ülkesi ve onun kahraman çocukları. Bir yandan, saldırıya uğradığında hayatlarını feda eden ve halen vermeye hazır olduklarını haykıran Kuzey Kafkasyalı kardeşleri, diğer yandan sürgün acısıyla yürekleri kavrulan diasporasının dua ve fiziki destekleri ile inşallah sabırsızlıkla beklediğimiz bu bağımsızlık ve özgürlük (AHAKUYTRA) artık kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda. Artık kurumlarımız ve halkımızla, aramızda ihtilaf ettiğimiz sanal sorunları bir kenara bırakmalı ve tek bir sesle dünya ya haykırmanın zamanıdır. Felsefemiz ve yaşam tarzımız olan, Kafkasyalı şeref ve haysiyetinin, şefkat ve mertliğinin, vatan sevgisi ve namusunun, Allah’a olan inancının amentüsü budur. Böylece yıllar geçmesine, insanlık dışı muameleye maruz kalınmasına, dünya gözünde yok sayılmamıza rağmen, taviz verilmeden bu günlere gelindi. Bundan sonrada yaratan bize bu uğurda dik durmayı ve hedefimize ilerlerken asil duruşu sergilememizi hep nasip etsin ve bize güç versin. Ancak tüm bunları söylerken, hep birlikte çıkılan bu yolda, 92 savaşının hemen ardından, garip, anlaşılmaz ve kimsenin sebebini bilemediği bir mola verdiğimizi düşünüyorum. Şöyleki:
Bir Kızılderili ve bir beyaz yolculuk edeceklermiş. Atlarını hazırlayıp yola çıkmışlar.
Dört nala atlarını sürüp gidecekleri yere doğru hızla yol almaya başlamışlar. Aradan henüz yarım saat bile geçmeden Kızılderili birden durmuş. Dönüp arkasına bakmış ve beyaz adama demiş ki;
-Burada mola vermemiz gerek..
Beyaz adam şaşırmış ve Kızılderili ye dönerek;
-İyi ama daha yola yeni çıktık yorulmadık ki neden mola verelim?
-Evet haklısın. Demiş. Ama çok hızlı yol aldık ruhlarımız geride kaldı. Oturup onları bekleyeceğiz..
Evet, Masal ülkesi başından beri hesapsızca hareket etmedi. Savaşmak zorunda da kalsa, düşe kalka da olsa, açta kalsa onurunu, ruhunu, benliğini unutmadan, amacından şaşmadan ve acele etmeden bugünlere ulaştı. Gelecek o günü görmeden pes etmedi ve de etmeyecek.
Peki ya bizler?…Savaş patlak verdiğinde hemen tam gaz, tüm gücümüzle bu yola çıktık. Ama yola çıktıktan kısa süre sonra fiili savaş bitince hemen oturup mola verdik. Zaten hiçbir zaman ruhumuzun geride kalmasına izin vermeyen bizler oturup neyi bekliyoruz? Mola süresini biraz fazla uzatmadık mı?
ALLAH RUHUMUZ VE BENLİĞİMİZİ HİÇ BİR ZAMAN BİZDEN AYIRMASIN!!
HAZŞHAZ HAPSUARA YUIVMIRDZIN!
TELEFONDAN GELEN SES
Merhaba. Her yazımda olduğu gibi, bu yazımın ana teması Abhazya olacaktır. Çünki, en önemli ve soyut konumuz, üzerinde en çok yorum yapılan, fikir sunulan, eleştiri ya da emek verilen, en taze gündemimiz budur.
Adım adım bağımsızlığa giden , bağımsızlık yolundan taviz vermeyen Abhazya’ya, herkes kendince doğru olduğunu sandığı ve kendi bildiği tarzda destek veriyor.
Kimileride söylemlerinde Abhazya nın yanında olduğunu deklare ederken, gerçekte bu konuyla bağdaşmayacak çalışmalar yapıyor. Mesela: bizi temsil eden bir kurumumuzun bastırdığı ’BİZ ÇERKESLER’ kitapçığındaki haritada Abhazya’yı ‘Rusya’ya bağlanmak isteyen ülke’ diye göstermesi ,,
veya bazı insanlarımızın ‘Gürcistan ile birleşecekler!!!! ’ ‘Vatikan’la işbirliğine gideceklermiş !!!’ gibi hiçbir delile dayanmayan söylemleri bu tarz çalışmalara örnektir.
Bunlar hangi kasıtla yapılıyor söylemek güç tabi. Bu kanıya nerden vardıklarını sorduğumuzda net bir cevaplarının olmaması elbette daha şaşırtıcı
Abhazya ‘’ BAĞIMSIZ ABHAZYA olarak yaşamaya karar vermiştir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.15 yıldır gerek Abhazya gerekse Kuzeyli kardeş halklarından (Adige, Çeçen, Kabartey, Oset, Dağıstan) aksi yönde bir ses duyulmadı.
Başımdan geçen komik bir olayı örnek vererek tüm bunlara bir yanıt vermek isterim;;
10 sene kadar önceydi. Cep telefonlarının henüz yeni yeni kullanılmaya başlandığı zamanlardı. Birkaç Abhaz buluşmuş, içimizden birine Almanya’dan gelmiş, menüsü Almanca olan bir cep telefonunu çözmeye uğraşıyorduk. Bir türlü menüsünü Türkçe ye çeviremiyorduk. Telefonla uğraşırken bir ara kendimizi Laz kökenli bir arkadaşımızın ofisinde bulduk. Çaylarımızı yudumlarken bile telefon sırayla elden ele geziyordu. Tabi Laz arkadaşımızın da.
Telefon sahibi; -Ya hu çalışıyor mu bari ona bakalım.’’ diyerek kartını taktı ve Laz arkadaşa seslenip masasında bulunan telefonun numarasını sordu. Laz arkadaşta numarayı söyledi. Bizimki numarayı çevirdi ve telefon çaldı. Telefon sahibi sevindi, menüsü Türkçe olmasa bile sonuç ta telefonu çalışıyordu. Laz masasında çalan telefonu kaldırdı ve bu andan sonra aşağıdaki şu konuşmaya şahit olduk.
-(Laz): ALO?..
Telefon sahibi: HÜSEYİN NABER?
-(Laz): (gülerek) İYİDİRRRR
Sonra birden yüzünde bir şaşkınlıkla bize dönüp şöyle dedi; -EE SES TÜRKÇE GELİYO YA?..
Bende buradan yola çıkarak şunu söyleyeyim. İster Almanya’da ister Rusya’da ister Avrupa’da isterse Türkiye’de olun,
Abhazya’dan gelen ses hep aynı. Değişmedi ve değişmeyecek. Abhazyadan gelen ses AHAKUYTRA (özgürlük) dır.. Başka ses duyduklarını söyleyenlere sadece güleceğiz..
Allah bağımsızlığa olan inancımızı kaybettirmesin…
ABZİARAZI…
............................................................................................................................................................................
ABHAZYA VE ABHAZLARA DOĞRU BAKIŞ:......................................................................................................................
Bilindiği gibi son zamanlarda gerek Türkiye devleti,
gerek Avrupa devletleri, hatta Türkiye'de yaşayan Kuzey Kafkasyalılar'ın
bir kısmıda dahil olmak üzere Abhazya'ya doğru açıdan bakıp,
değerlendirmelerini doğru açıdan yapmamaktadır.Aşağıda anlatılan
hikaye, konuya yanlış açıdan bakılması halinde doğacak sorunlara
ve bakılması gereken açıya küçük bir örnektir.
Eski zamanın birinde, kendi halinde sakin bir hayat
süren insanların yaşadığı bir köy varmış. Kendi köyeleri dışına
pek çıkmaz ve etraflarında olan bitene pek karışmazlarmış.Köyün
en büyüğü, 8 yaşında bir torunu olan Mehmet dedeymiş. Köyden
yalnızca onun torunu, okula gitmek için kilometrelerce aşağıdaki
kasabaya gidip geliyormuş. Köyde mevcut olan 2 tane değirmen
varmış. Değirmenin biri köyün bi başında, diğeride diğer başındaymış.
Günlerden birgün köylünün bi tanesi yolun kenarında,oraya nasıl
geldiği bilinmeyen birşey görmüş .Alıp bakmış ve ne olduğunu
neye yaradığını anlayamamış. Daha önce hiç görmediği bu nesneyi
alıp arkadaşlarına göstermiş. Onlarda dikkatlice inceleyip
bir sonuca varamamışlar. Ertesi gün köyün kahvesine getirip
diğer insanlara göstermişler. Hepside tek tek inceleyip, evirip
çevirip bakmışlar. Biri demiş bu kafaya giymek için şapka gibi
birşeydir. Bir diğeri, hayır canım olsa olsa eller için kullanılan
bir araçtır, diyip durmuşlar. En son bir tanesi demişki, yav
ne uğraşıyoruz ki? Bunu bilse bilse, bizim 100 yaşındaki köyün
en yaşlısı olan dede varya? O bilir. Güzel fikir diyip hep
birlikte gitmişler. Dede! yav biz bişe bulduk ama bizim bildiğimiz
bişey değil. Dedikki bunu bilse bilse dede bilir dedik ve sana
geldik. Yaşlı adam almış eline, evirmiş, çevirmiş, kafasını
kaşıyıp Allah Allah demiş. Yav ben 100 senedir, şu iki değirmen
arasında o kadar gittim geldim, o kadar gittim geldim ama hayatımda
ben böyle birşey görmedim demiş. Tam o sırada okuldan dönen
torunu içeri girmiş ve gülümseyerek, bunun adı çizmedir çizme.
Bu ayağa giyilir ve kışın soğuk oldumu bu çizme ayağını sıcak
tutar su geçirmez.
İşte hikayedeki gibi, Ülkemiz ve Avrupalı devletler,
Abhazya'da neymiş? Ne işimize yarar? diye düşünüyorlar. Her
baharın birde kışı olduğunu unutuyorlar. Devletimiz unutmasınki,
bu ülke ne zaman kışı yaşadıysa, Abhazya ve halkı hep yanında
olmuş ve elinden geldiğince sıcaklık vermeye gayret etmiştir.
Moğollar istilaya gelirken, Gürcistan'ın karadenizi de içine
alan, büyük Gürcistan hayalleri kurup, Tiflis'te Ruslara votka
servisi yaparken, Rusların Kars ve Ardahan'ı işgal etme hesapları
varken, Abhazya ve halkı, her zaman fiziki olarak buna karşı
durmuştur.Abhazya'yı hiç görmemiş kendi insanlarımızda, (tıpkı
çizmeyi hiç görmemiş köylüler gibi) evirip çevirip Abhazya
ve halkı hakkında yorumlar, yakıştırmalar yapmaktalar. Hiç
olmasa, oraya yazın kafileler halinde turlara giden 15-16 yşlarındaki
çocuklarımıza sorsunlar. Onlar Abhazya'nın ne olduğunu gördüler
çünki.
Hele birde, Abhazya Mülüman değil diyip, kötü yorumlar
yapmamız yokmu? Elhamdülillah Müslümanız. Ama hem köylerimizdeki
camiler örümcek ağı tutmuş hem hocadan başka (oda varsa tabi)
cemaat yokken, Abhazya Müslüman değil diye görmezden gelmek
biraz çelişki değilmidir? Hem bizde bu tarafa gelemeyip, onlar
gibi, her şeyin yasaklandığı ve 130 yıl dışarı çıkmanın yasak
olduğu ve her türlü baskının yapıldığı ve nüfüsun çok az bırakıldığı
bir yerde yaşasaydık durumumuz aynı olmazmıydı? Hem Müslüman
olarak onlara doğru olduğuna inandığımız şeyleri, yine biz
Abhazlar'dan başkasımı gidip gösterecek?Bizim vatanımıza, bizim
halkımıza bizden iyi daha kim anlatabilirki?Bu sorumluluktan
kaçmak değilmidir? Hem Allah'ın (c.c) emri değilmidir vatanı
korumak, ırzını korumak, kötülüklere engel olup iyiliği emretmek,
akrabayı kollayıp gözlemek, ezilene yardım etmek, toplumsal
dayanışma, ve aslında en önemli özelliğimiz değilmidir ÖZGÜRLÜK?.
Ve esarete boyun eğmeyişimiz? Bir Müslüman özgür değilse, üzerine
farz olan bazı ibadetler bile üzerinden düşmezmi? Bu özelliklerin
hiç birini kaybetmedik biliyoruz. Ama sıkıntı sanırız bakış
açımızda. Politakası eleştirilir, Din olgusunu beğenilmiyor
olabir, şöyle böyle bir sürü neden sayabiliriz. Ama hiç bir
gayret göstermeden değil.Ve daha onlara gelene kadar en önemli
bir şey yokmu? Oda BAĞIMSIZLIK ve ÖZGÜRLÜK (AHAKUYTRA)..
ALLAH TÜM DÜNYA HALKLARINI ÖZGÜR VE MUTU KILSIN VE ABHAZYA'
YI DA
yenerasugba@hotmail.com
HUYLU HUYUNDAN VAZGEÇMEZ.:..................................................................................................................................................
Gönüllü haçlı ordusu olan, Acara bölgesinde insanları köy köy toplayıp, zorla derelere kafalarını sokup vaftiz ederek dinlerini değiştirten, ülkesinde ezanların yasak olduğu ve ABD ile birlikte Irak'ta işgal kuvvetleri arasında olan Gürcistan, son zamanlarda tüm bu yaptıklarına tezat olarak Çeçenler'e şirinlik yapıp, onları kendi safına çekme gayretinde. Nasıl da severmiş Çeçenler'i. Tarihi bir kenara bıraksak bile, hatırlanacağı üzere Abhazya savaşından sonra koşa koşa Ruslar'a gidip," Abhazya'dan Çeçenler'e silah gidiyor" diye yaygara koparmış, bunun sonucunda da Abhazya acımasız ambargoya maruz kalmıştı. Ama tüm bunlara rağmen az sayıda da olsa bazı Çeçenler, tarihte her fırsatta Kafkasya'yı arkadan vuran, her fırsatta ihanet eden Gürcistan'a sempati ile bakmaya, hatta olası bir Abhaz-Gürcü çatışmasında, Gürcü safında yer alacaklarını dile getirmeye başladılar. İyi ki bu sözleri, Abhazya'da savaşıp canını veren, cenazeleri Abhaz topraklarında olan Çeçen kardeşlerimiz duymuyorlar. Tabi ki isteyen, istediği tarafta saf tutar. Ama, kıssadan hisse bir hikaye ile böyle düşünen kardeşlerimizi uyarmak isteriz.
Zamanın birinde, bir yerde aşırı yağmur yağmış ve sel olmuş. Bu arada bir akrepte yükselen sulardan dolayı köşeye sıkışmış. Karşıya geçebilse kurtulacak. Ama nasıl? Tabi yüzmesine de imkan yok. Çaresizce ne yapacağını düşünürken suda yüzen bir kurbağa dikkatini çekmiş ve hemen seslenmiş;
-Hey kurbağa kardeşim!.
Bakmış kurbağa bir akrep kendisine sesleniyor, kafasını sudan çıkararak;
-Buyur!.. demiş.
Akrep gayet şirin bir vaziyette ve yumuşak bir ses tonuyla;
-Beni sırtına alıp karşıya geçirir misin dostum?.
-Ama ben seni tanıdım. Sen bildiğimiz akrepsin. Seni sırtıma alırsam beni sokar ve öldürürsün! demiş kurbağa.
-Olur mu öyle şey canım! Senin sırtındayken seni sokarsam ve sen ölürsen, bende o zaman suya gömülür ve boğulurum. Yani seni zehirlersem bende ölürüm!.
Kurbağa biraz düşündükten sonra, akrebin sözlerini haklı bularak temiz duygularla teklifi kabul edip, almış akrebi sırtına. Tam suyun ortasına gelmişler ki kurbağa sırtında inanılmaz bir acı hissetmiş. Akrebin kendisini soktuğunu anlayarak acı içinde akrebe bakıp;
-E hani sokmayacaktın? Hem sende benimle birlikte suya gömülüp öleceksin şimdi!.
-Evet haklısın! demiş akrep. Ama ne yaparsın işte, HUYUM BU.
Bizden söylemesi. Onların huyu bu. Hep sırtından vurmak. Şu an önündeki dereyi geçmek için yalandan dostluk mesajları vermesi kimseyi aldatmasın ve şaşırtmasın. İnşallah hiç bir Çeçen bu oyuna gelmez.
EY DÜŞMANIM:.....................................................................................................................
1992 de Abhazya'da savaş patlak verdiğinde, 140 yıldır uyuyan sürgün çocukları birden uyanmıştı. Tüm Kafkas halkları birlik olmuş, vakıflar, dernekler, kurumlar oluşturup bir araya gelerek ortak paydada buluşmuş ve Abhaz halkının uğradığı cani saldırıya omuz omuza vererek karşı koymuştu.ama bu güzel birliktelik savaşın bitmesinin ardından gün geçtikçe zayıflamaya başlamış her dernek her kurum her şahıs kendince bir politika bulmuş ve kendi görüşüne uymayan her görüşe tahammül edemeyerek arasına duvar örmüştür. Gelin ben nokta şunu bir kez daha göstermiştir ki, binlerce yıldır savaştan başını kaldıramamış, geleneksel, günlük ve folklorik giysileri bile savaş üniforması olan Kuzey Kafkasya halkları ne acıdır ki savaşacakları aktif bir düşman olmadan bir araya gelip ortak hareket edememektedir. Sanırım bunun en güzel örneği olarak ta, Abhazya savaşı bittikten sonra derneklerin ve diğer kurumlarımızın aktifliklerinin zayıflaması ve hatta bitmesi, kalanlarında birbirleriyle çatışma halinde bulunması gösterilebilir. Savaşın hemen akabinde bir dergimizde bunu mükemmel bir şekilde dile getiren bir karikatür yayınlanmıştı. Gözünüzde canlandırın; üzerinde Kafkas kültür derneği tabelası olan, köşelerinde örümcekler ağ bağlamış, kapısına çaprazlama tahtalar çakılmış bir kapı ve kapının üzerine şöyle bir not iliştirilmiş '' İKİNCİ BİR SAVAŞA KADAR KAPALIYIZ'' Bu karikatür, söylediklerimi en kısa ve öz bir şekilde anlatması açısından çok güzel bir örnektir.
Sonuç olarak denebilir ki,bizi binlerce yıldır bir arada tutan neden maalesef hep bu savaşlar ve acılar olmuştur.savaşlar çok çok acıydı ama beklide o savaşlar olmasaydı sanırım ne Çerkeska'mız ne danslarımız ne kamamız nede bir arada olmamız bu kadar sıkı bağla birbirimize bağlanmamız kolay olmazdı.bizi son anda asimile olmaktan kurtaranda Abhazya savaşı olmamış mıydı? (Allah esirgesin ama) ortak ve aktif bir düşmanımız olmadan gerektiği gibi bir arada ve ortak hareket edemiyoruz. Allah bir daha savaş göstermesin ama düşmanlarımızı da unutturmasın.
EY DÜŞMANIM! SEN BENİM İFADEM VE HIZIMSIN. GÜNDÜZ GECEYE MUHTAÇ, BANA DA SEN LAZIMSIN…..
|